Skip to main content

Sipping The World-Mannheim (English)

Eichbachum Brewery

When you ask, “What should I do in Mannheim?”, most people will tell you the same thing:
“Hop on a train and go to Heidelberg.”

But there’s another option — a closer one.
Take a local train just a few stops, and you’ll find yourself at the home of one of the region’s most common beers: Eichbachum. That’s where the brewery and its bar are.

Founded back in 1679, this brewery survived the great war that hit the region, was rebuilt in the early 18th century, and took on its modern form with the wave of industrialization in the 19th. Despite all that change, Eichbachum still keeps its traditional spirit alive.

The air is thick with the smell of malt rising from the storage halls, mixed with the aromas of different blends and beer types. Eichbachum is popular in both Mannheim and Heidelberg, and you can easily find their Rotbier, Helles, Winterbock, and Weissen in local bars and shops.
But if you’re here, the best way to try them all is with what we still don’t have a proper Turkish name for — the famous Beer Flight.

Six small glasses, each around 125 milliliters, land on the table beside my schnitzel topped with fried eggs.
As much as I love beer flights, the order matters. Since all the beers warm up at the same time, it’s best to start with the lightest and clearest one, then move toward the darker ones. That’s how you get the most out of each sip.

One thing that really surprised me, though: if you can’t finish your food and want to take it to go, you have to pack it yourself.
They bring you plastic containers, and you just wrap it up right there at your table. At first, I found it strange — but hey, that’s the Germans for you.

Comments

Popular posts from this blog

Sipping The World: Tokyo

 Tokyo      Bakunin'in bu hayatta bana en çok şey öğretenlerin başına geliyor. Sakallarımı ona heveslenerek uzatmıştım, saçlarımın yağlarını da biriktirmiştim. Onun kadar bira içtim ve Taksim'de bir ara sokakta 'Bombalar, işçilerin ayak seslerinden daha fazla ses çıkartıyor' diye söylev verirken bir eski arkadaşa, her gettonun kaldırım taşlarından beni dinlediğini biliyordum Bakunin'in. Onu ilk olarak ne zaman tanıdım bilmiyorum, büyük ihtimal lisede, ansiklopedi sevdamdan belki ilkokulda. Marx'ı ilkokulun daha 1. sınıfında götürüldüğümüz bir tiyatroda ''Marx'ın Dönüşü''nün afişini Muammer Karaca tiyatrosunda gördüğümü hatırlıyorum, kafasında o İsa tacı ile. Ne garibime gitmişti, ay ne anlatıyorum! Bakunin, özgürlüğünü kazandığı anda gizli bir şekilde Rusya'dan, ilk işi Amerika'ya kaçmak için Japonya'ya gitmekti. Aman neyse tarihi bir kenara bırakalım.          Pasaportum geldiği gibi hiç plan yapmadan Haneda Havalimanına indim, o...

Sipping The World: Tirana (Turkish)

       Bendeniz sabahın beşinde Taksim'de ucuz bir barda, yarım birayla uykuya dalmışken Ahmet Rasim hazretleri birden rüyama teşrif etti. Dedim aha yine boku yedik, dilim tutuldu, tam bir şöyle sağlam bir şehadet getirecekken bıyıklarımdaki bira köpüğü ile o heyecanla şu sözler döküldü: ''Şerefe senden ya Ahmet!'' ( Daha önce nezarete düşmüş, yasaklar almış, aranmış bir insan olarak 5237 numaralı kanunun 216. maddesi karşısında saygılarımı şapkamı çıkararak ve hafif bir reverans ile gösterdiğimi belirtmek isterim) Demek ki güçler bunu istiyor, hemen çantamı toparlayıp bir ders arasında biletlerimi alıp yola çıktım. Arnavutluk uzak da sayılmaz, Türk bir kadının, İtalyan bir erkek ile peydahladığı engelli bir çocuk işin esasında. Kısa bir uçuştan sonra zamanın gizemi, aynı saatte ülkeye vardım. Hemen bir tekele gidip bir bira aldım, Korça! Bir sürü İtalyan kirli parmaklarıyla, düzgün bıyıklarıyla bana bakıyor. Ben sırtımı dayamışım meydandaki opera binasına onu be...

Sipping The World: Kahire

  Mısır Isis bequeathed her ancient veil To the modern daughters of Nile, Yet, beneath that covering, two stars Shine purely, with subtle fire. Those eyes, a poem, wholly, Of voluptuousness and languor, Speak, and resolve the enigma: ‘Be love, if you will, I am beauty.’ -Gautier Gemileriyle zaferler için gelen Champoillon, frengi kapmaya meraklı Flaubert gibi değil de yorgun argın bir Çin akşamı sonrasında Mısır'a indim. Piramitleri, uçağın sol kanadındaki pencereden gördüm demek ki yolculuğumun yarısı anlamını yitirmişti. Ben de hemen Profesör Kien gibi ilgili olduğum alan konusunda haritalarımı yığıp, bir keşfe başladım. Büyük oteller, Nil etrafındaki bar olabileceğini tahmin ettiğim yerleri işaretledim. Rehberler okumak bana göre değildi, bir avcı toplayıcı gibi öğrenmeliydim. Ucuz otelimin odasında tek başıma bir Sakara içtim, bu kapıların açılışı gibiydi.              Kempinski Jazz Lounge Kempinski'ye utanmadan on lira ödediğim bi...