Skip to main content

Posts

Recent posts

Sipping The World-Mannheim (Türkçe)

Eichbachum Birahanesi      “Mannheim’da ne yapmalıyım?” diye sorduğunuzda, çoğu ağızdan aynı cevabı duyarsınız: “Trene atla, Heidelberg’e git. Ama bir ihtimal daha var. O da yerel bir trene binip, birkaç durak ilerleyerek bölgenin en çok rastlanılan biralarından biri olan Eichbachum’un üretim merkezine, yani biraevine gitmek! 1679 yılında temelleri atılan bu biraevi, bölgedeki büyük savaşı atlatıp 18. yüzyılın başlarında yeniden kurulmuş. 19. yüzyılın başlarında sanayileşmenin etkisiyle bugünkü hâline kavuşan Eichbachum, hâlâ geleneksel üretim ruhunu koruyor. Depolardan yükselen malt kokusu, farklı harmanlar ve bira türlerinin aromalarıyla karışıyor. Eichbachum birası hem Mannheim’da hem de Heidelberg’de oldukça rağbet görüyor. Rotbier, Helles, Winternbock ve Weissen gibi çeşitleriyle hem marketlerde hem de barlarda sıkça karşınıza çıkabilir. Buradaysanız, hepsini bir arada denemenin en güzel yolu: henüz Türkçesini bulamadığımız o meşhur “Beer Flight”. 125 mililitre civar...

Sipping The World: Heidelberg (Türkçe)

Heidelberg Nasıl Gogol’un cenazesinde Dostoyevski, “Hepimiz Gogol’un Paltosundan çıktık” diyorsa, bu kitabın da tamamı Heidelberg Fass’ın içinden çıkmış gibidir. İyice olgunlaştırılmış, belediye işlerinin arasında gidip gelmiş ve sonunda önünüze düşmüştür. Kaleye girdiğimde bir soytarı anlattı bana hikâyesini. 18. yüzyılda, Charles Theodore hanedanı döneminde yapılan bu devasa fıçı, söylenene göre tüm Heidelberg halkına — bendeniz dahil — birer şişe şarap ikram edecek kadar büyükmüş. Yolculuğum burada başlayacaksa, ve altı ay kadar sürecekse büyük başlamalıydı. Bir ustanın tavsiyesine ihtiyacım vardı. Ben biliyorum ki geçmek istediğim yollardan hep daha önce gidenler olmuş, Ernest’s Hemingway’in 1950 yılında uğradığı, Tyrol şaraplarını şerefe kaldırdığı bir otelin, Deutsches Kaiser, yeni ismi ile Hemingway’e oturdum ve aynısını istedim. Oldukça basit bir pub olan Hemingway Bar’da maalesef istediğimi bulamadım, canım o umami tadıyla bir Bloody Mary istiyordu, Hemingway olsa buna bayılır...

Sipping The World: Tokyo

 Tokyo      Bakunin'in bu hayatta bana en çok şey öğretenlerin başına geliyor. Sakallarımı ona heveslenerek uzatmıştım, saçlarımın yağlarını da biriktirmiştim. Onun kadar bira içtim ve Taksim'de bir ara sokakta 'Bombalar, işçilerin ayak seslerinden daha fazla ses çıkartıyor' diye söylev verirken bir eski arkadaşa, her gettonun kaldırım taşlarından beni dinlediğini biliyordum Bakunin'in. Onu ilk olarak ne zaman tanıdım bilmiyorum, büyük ihtimal lisede, ansiklopedi sevdamdan belki ilkokulda. Marx'ı ilkokulun daha 1. sınıfında götürüldüğümüz bir tiyatroda ''Marx'ın Dönüşü''nün afişini Muammer Karaca tiyatrosunda gördüğümü hatırlıyorum, kafasında o İsa tacı ile. Ne garibime gitmişti, ay ne anlatıyorum! Bakunin, özgürlüğünü kazandığı anda gizli bir şekilde Rusya'dan, ilk işi Amerika'ya kaçmak için Japonya'ya gitmekti. Aman neyse tarihi bir kenara bırakalım.          Pasaportum geldiği gibi hiç plan yapmadan Haneda Havalimanına indim, o...

Sipping The World: Seoul (English)

   Seoul I find an Eminönü in every city I visit — I see it as a sacred pilgrimage. A return to where I was born, a return to Eminönü. I found it in Seoul, too, by turning my back to a historical gate. I had no idea where I was, no map, murmuring monotonously, "Flags and banners no longer satisfy me," as I wandered into a vibrant market. Eminönü is where a significant portion of my childhood unfolded — little escapes, because for me, Eminönü meant “the other side.” Taking small blue ferries from Kasımpaşa, leaving home, crossing that Golden Horn I never liked the smell of... I don't know, maybe because I’ve never felt “out of place” anywhere, maybe because I belong everywhere a little, I quickly warmed to this Eminönü of Seoul. The button on my coat had fallen off, and when the pin on my vest — and also my glasses — came loose, I figured I’d earned a Purple Heart. But first, I had to find that button shop in the arcade, choose a button that matched. My mind was on Kore...

Sipping The World: Tirana (English)

        There I was, passing out with half a beer in some cheap bar in Taksim at five in the morning, when the esteemed Ahmet Rasim suddenly graced my dream. I thought, "Well, shit, here we go again," my tongue froze, and just as I was about to deliver a solid testimony, with beer foam clinging to my mustache, in my excitement, these words spilled out: "Cheers to you, Ahmet!" (As someone who has been detained, received bans, and been wanted before, let me tip my hat and offer a slight bow in full respect to Article 216 of Law No. 5237.) So, this is what the powers want. I quickly packed my bag, bought my tickets during a class break, and set off. Albania isn’t that far anyway—a country essentially an illegitimate child, conceived by a Turkish woman and an Italian man. After a short flight, the mystery of time did its thing—I arrived in the country at the exact same hour I had left. First stop: a liquor store. Grabbed a beer—Korça! A bunch of Italians, their gr...

Sipping The World: Tirana (Turkish)

       Bendeniz sabahın beşinde Taksim'de ucuz bir barda, yarım birayla uykuya dalmışken Ahmet Rasim hazretleri birden rüyama teşrif etti. Dedim aha yine boku yedik, dilim tutuldu, tam bir şöyle sağlam bir şehadet getirecekken bıyıklarımdaki bira köpüğü ile o heyecanla şu sözler döküldü: ''Şerefe senden ya Ahmet!'' ( Daha önce nezarete düşmüş, yasaklar almış, aranmış bir insan olarak 5237 numaralı kanunun 216. maddesi karşısında saygılarımı şapkamı çıkararak ve hafif bir reverans ile gösterdiğimi belirtmek isterim) Demek ki güçler bunu istiyor, hemen çantamı toparlayıp bir ders arasında biletlerimi alıp yola çıktım. Arnavutluk uzak da sayılmaz, Türk bir kadının, İtalyan bir erkek ile peydahladığı engelli bir çocuk işin esasında. Kısa bir uçuştan sonra zamanın gizemi, aynı saatte ülkeye vardım. Hemen bir tekele gidip bir bira aldım, Korça! Bir sürü İtalyan kirli parmaklarıyla, düzgün bıyıklarıyla bana bakıyor. Ben sırtımı dayamışım meydandaki opera binasına onu be...